
2025’te nadir topraklar, ABD-Çin ticaret savaşının merkezine yerleşerek kritik minerallerde jeopolitik riskin sembolü hâline geldi.
Çin’in rafinasyon ve işleme alanındaki neredeyse mutlak hâkimiyeti, Batı’nın sanayi ve enerji dönüşümünü kırılganlaştırıyor.
“Ateşkes” söylemine rağmen ihracat kısıtları, küresel tedarik zincirleri için kalıcı bir belirsizlik unsuru olmaya devam ediyor.
2025 yılı itibarıyla nadir toprak elementleri, yalnızca bir maden grubu değil, küresel güç mücadelesinin stratejik cephesi hâline gelmiş durumda. Jeolojik olarak “nadir” sayılmasalar da neodimyum gibi elementlerin ayrıştırılması ve rafinasyonu son derece karmaşık; bu süreçlerin büyük bölümü ise Çin’in kontrolünde. Elektrikli araçlardan rüzgâr türbinlerine, havacılıktan savunma sanayine kadar uzanan geniş bir kullanım alanı, bu elementleri modern ekonominin görünmez omurgası yapıyor.
ABD ile Çin arasındaki siyasi ve ekonomik gerilim derinleştikçe, nadir toprak ihracatı da ticaret savaşının etkili bir aracına dönüştü. Çin, bu alandaki üstünlüğünü müzakere masasında açık bir kaldıraç olarak kullanırken, Batılı sanayiler giderek artan bir arz belirsizliğiyle karşı karşıya kaldı. Avrupa Birliği ve ABD son yıllarda madencilik ve rafinasyon yatırımlarını hızlandırsa da, sektör temsilcileri bu adımların “çok geç ve yetersiz” olduğu görüşünde birleşiyor.
Pekin’in yaklaşımı, Çin’in eski lideri Deng Xiaoping’in 1987’de dile getirdiği “Orta Doğu’nun petrolü varsa, Çin’in de nadir toprakları var” sözlerini bugün daha anlamlı kılıyor. Bu stratejik bakış, nadir toprakları yalnızca ekonomik değil, jeopolitik bir silaha da dönüştürüyor.
Son dönemde ilan edilen “ticaret savaşı ateşkesi”, Çin’in nadir toprak ihracatına yönelik kısıtlamalarının büyük bölümünün Kasım 2026’ya kadar askıya alındığını gösteriyor. Ancak piyasa aktörleri bu rahatlamanın kırılgan olduğuna dikkat çekiyor. Kısıtlamaların siyasi gerilimle birlikte hızla geri dönebileceği algısı, sanayi planlaması ve uzun vadeli yatırımlar üzerinde ciddi bir risk primi yaratıyor.
ABD cephesinde ise nadir topraklar, Başkan Donald Trump’ın söyleminde giderek daha merkezi bir yer tutuyor. Birliğin Durumu konuşması dâhil birçok konuşmada ve sosyal medya mesajında sıkça vurgulanan bu başlık, Washington’un Çin dışı alternatif tedarik arayışında ne kadar zorlandığını da ortaya koyuyor. ABD’nin bu alanda somut ve ölçeklenebilir bir çözüm üretememesi hâlinde, nadir topraklar 2026’ya girerken küresel piyasalarda hem ekonomik hem jeopolitik risk başlığı olarak öne çıkmaya devam edecek.